Çarşamba
SERDAR TUNCER-Kurbanım
Yar adiyla baslayayim sözüme
Gülsüz bagda bülbül ötmez kurbanim
Sözü önce söyleyeyim özüme
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanim
Sen senin olmazsan tüm dertler biter
Varini yokunu mürsidine ver
Ustanin elinde kütük ol yeter
Teslim olan zarar etmez kurbanim
Güvenme kendine ben oldum diye
Pisenler hamim der bir düsün niye
Tövbe lazim ettigimiz tövbeye
Bir tövbeyle bu is bitmez kurbanim
İltifat beklemek kirilmak nedir
O kapidan kovsa sen bacadan gir
Ha sevmis ha dövmüs ikisi de bir
Sevmese kasini çatmaz kurbanim
Çalis nasibini al dünyadan yana
Ama sanma dünya yar olur sana
Ahiret parasi lazim insana
Günes hep batidan batmaz kurbanim
Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin
Hem ''hizmet nimettir'' böyle bilesin
Gayret et gönle gir benimdir desin
Sultan kölesini atmaz kurbanim
Yap dedigini yap emrine göre
Bu is bensiz olmaz deme bos yere
O eli tutmussa insan bir kere
Nefsini hesaba katmaz kurbanim
Cahiller agzini acinca ben der
Ben deyip yol alan var mi hiç göster
Eli hep güzel gör kendini hep yer
Tezek su dibine batmaz kurbanim
Günahti sevabti bunlar bos hesab
Her neyi yaparsan Allah(c.c.)için yap
Avamın isidir bu hesab kitap
Asiklar kar zarar gütmez kurbanim
Dua kabul niye sıddıkın ahı
Ne dedi hizira naksibend sahi
Hatirla idrak et anla bu rahi
Ben sadikim demek yetmez kurbanim
Sadakat ne derse dogru demekmis
Onsuz dogrulara egri demekmis
Sadakat siddikin bagri demekmis
Ciger yanar duman tütmez kurbanim
Er olmak isteyen serinden gecer
Bir saki elinden badeyi içer
Seç deseler yarin zehrini secer
Agyarin balini tatmaz kurbanim
Sözün özü derdi minnet bil cana
Yare can ver ki can yar olsun sana
İsmail gibi koy basi meydana
Kurbanlara bıcak tutmaz kurbanim
SERDAR TUNCER
***************************************************
"Dua kabul niye siddikin ahi
Ne dedi hizira naksibend sahı
Hatirla idrak et anla bu rahi
Ben sadikim demek yetmez kurbanim "
Şah-ı Nakşibend k.s. Hazretleri anlatır:
Seyyid Emir Külâl k.s. Hazretleri’ni görme arzusu gönlümü sarmıştı. Onu bir kez daha görebilmek için Nesef şehrine dogru yola koyuldum. Cîrân Ribatı’na ulaştıgımda, elinde uzun bir sopası ve başında da keçeden yapılmış bir külahı bulunan bir atlıyla karşılaştım. Bu kişi bana yaklaştı, elindeki sopasıyla bana hafifçe dokunup:
– Halil’i gördün mü, diye sordu.
Kendisine cevap vermek istemedim. Ama o kişi tekrar yolumu keserek çevremde dolanıp durdu. Kendisine:
– Senin kim oldu unu biliyorum! Fakat sana ayıracak ne vaktim ne de sevgim var. Benim bir kalbim var, onu da mürşidime verdim. Başkasına verecek ikinci bir kalbim yok, dedim.
O zat benimle sohbet etmek istiyordu. Ama oralı olmadım ve yanından ayrıldım.
Seyyid Emir Külal Hazretleri’nin huzuruna vardıgımda:
– Yolda karşılaştıgın zat Hızır a.s.’dı. Niçin ona iltifat etmedin, diye sordu. Ben:
– Evet onun Hızır a.s. oldugunu biliyordum ama sizi görmek arzusuyla yola düşmüşken,
sizden başkasıyla meşgul olamazdım, dedim.
Seyyid Emir Külal Hazretleri yaptıgımın dogrulugunu tasdik edip, verdigim cevaptan memnuniyetini belirtti. (Ahmed Sıddıkî, Şah-ı Nakşibend, Arifler Yolunun Edepleri)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder